Bazen sadece konuşmak istiyor insan. Karşına kim çıkarsa çıksın anlatayım diyorsun. Yalan dolan da olsa anlatmalısın bazen. Çünkü kendini kandıramazsan kendini ikna edemezsen başkasını da ikna edemezsin. Onca konuşma onca itiraf da bundan ibaret aslında. Kendini kandırma çabası. Bunu çok iyi anlıyorum çünkü ne zaman birinin ruhuna dokunsam, onu kendinden iyi tanısam aynı şeyi hissediyorum: Kendini kandırma çabası.
Olmadığın biri gibi davranmak kolaydır. Zahmete girmezsin. Bir model seçersin ve oynamaya başlarsın. Seçtiğin insanı canlandırmak zor gibi görünür ilk başta. Ama en kolayı odur. Çünkü belli başlı karakteristik hareketleri vardır. Gülümsemesi bellidir, üzüntüsü, neşesi, kızgınlığı, hayal kırıklığı bellidir.
En zoru kendin olmak. Kendin olurken kararlar alırsın çünkü. Ve aldığın kararların arkasında durman gerekir. Yıpranırsın, eskirsin ve en önemlisi sevilmezsin kendin olurken. Kendini sevemezsin bir yerden sonra. İnsan kendini sevemezken başkasından sevmesini beklemek ne zordur. Değil mi? Hakikaten öyle bir şey bu. Bildiğin doğrularla yaşamak zordur. Bildiğin gerçekleri anlattığın zaman kötü olursun dışlanırsın bir müddet. Ve en nihayetinde sıkıcı biri olur çıkarsın. Aslında en iyi ihtimalle sıkıcı biri olursun. Anlatmak istediğin her neyse onu anlamaz kimse. Seni lanetler ve uzaklaştırır etrafından. Çünkü kimse sevmez doğru söyleyenleri.
Ama ben bugün doğruyu söyleyen insanlar arıyorum. Yüzüme olağanca çıplaklığıyla gerçekleri söyleyecek birilerini arıyorum. Kandırmadan kaderi ve kandırmadan kendini, gerçeği söyleyecek biri var mıdır dünyada? Eksik yaşadığımız sefil hayatlarımızı kandırmama cesareti gösterebilecek birileri yaşıyor mudur hala?
Doğru olanı seçen ve bunu uygulayan birileri kalmış mıdır hala?
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder