Yalnızlık ve bıkmışlık üzerine kaç yazı yazdım Allah bilir. Tükenmeyince tükenmiyor işte. En zoru insanın kendini kandırması değil kendini kabul etmesidir demiştim. Oradan devam edeyim.
Herkesin bir aurası yani kendine ait halkaları var ve sürekli bir yerlere değmekteler. Kimin halkası nereye ne zaman değecek bilemiyoruz ya tüm sıkıntı oradan kaynaklanıyor. Kimileri buna "şans" diyor, kimileri "kader", bense "kör ol Tahir" . Zira insanoğlunun mutluluk ve huzura kavuşması, çoğu mitte de geçen, kayıp yarısına kavuşmasıyla mümkün olacaktır diye düşünüyorum; ARTIK.
Gelmişim 29 yaşına, arkadaşlarımın yarısı evli diğer yarısı da "çarık çürükle idare eder miyim"in muhasebesini yapmakta :) Başka türlü bir kategori de şöyle; yarısı işsiz yarısı da işinden şikayetçi. Yarısı mutsuz yarısı da rutin giden hayatından şikayetçi. Yani tanıdığım insanların yarısı yalnız yarısı da bıkmış. Ben kendimi nerede görüyorum derseniz söyliyeyim; tam ortasında.
Şu anda çok önemli bir açıklama yapmak üzereyim. O nedenle iyi dinlemenizi tavsiye ederim dostlarım. Hayat hiç bir zaman bitmiş ya da kazanılmış bir oyun değil maalesef. Ancak ölürsünüz ve o şekilde oyundan çıkarsınız. Çünkü kazandığınız veya kaybettiğiniz her şey sizi başka bir durumun oluşumuna hazırlar. Yani uzun bir koridorda sürekli kilitli kapıları açarak ilerliyorsunuz, bazen açamadıklarınız oluyor, o zaman da yine ilerleyip başka kapıları açıyorsunuz. Bu kadar. Koridorun sonunda bir şey yok gençler. Koridorun sonunda ışık yok. Belki ufak bir ışık hüzmesi ya da bir hareketi andıran gölge oyunu hepsi o...
Koridorda başka şeyler de var tabi. Tavandan yere kadar sarkıttığın yalnızlığın ve yerden tavana kadar uzanan bıkkınlığın da orada seninle.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder