Pazartesi, Haziran 20, 2011

BeNiM aĞZıMDaN BaNa YaZıLMıŞ BiR MeKTuP


Ben senin neyini sevdim yarım sevgilim...


Ben senin herkes yapma etme derken beni pişman etmemeni sevdim....
Kavga edip de `ağzına sıçayım siktir git` demiyip gene yatağıma dönmeni sevdim. 
Ben senin kokuna sinen t shirtü bırakıp gitmeni, hayallerimdeki kelimeleri düşünüp yazmama sebep olmanı sevdim.
Gel gitlerindeki bitmeyen tutkuyu, özlemin alışkanlıklara bürünmeden her defasında beni eleştirip kavga edebilme isteğini sevdim... 
Gerçek olmanı, gerçekten önemsemeni, dokunduğunda kokunu aldığımda çalan şarkıları tek tek yaşayıp seni hatırlayacak kadar beni içine sindirmeni sevdim. 
Derdimi dert etmeni, suyumu taşıyıp tavuklu menümü iştahla yemeni sevdim.
Ben senden gittiğimde bile bana bu mesajı yazacak kalbi hissi taşıdığını bilip senin gibi bir adamla hayatı yaşadığımı hatırlamayı sevdim.
Neyi yapacağını neyi yapmayacağını, way be dedirtmeni kalbimle beynimi savaştırmanı sevdim.
Erkek olmandan nefret ettirdiğin günlerde çiçeğinin kokusunu sevdim.
Anlaşamadığımızı bilip beni hayatı sorgulamamı sağlamanı, ailemi benim kadar önemsemeni sevdim.
Seninle sevişirken sevdiğim şarkıları seveceğini bilerek paylaşmayı, sevdiğin şarkıları sevmeyi sevdim.
Yarım sevgilimken beni tamamlamanı, anlamanı, sevmeni, bittiği zaman kabullenmeni, bitirdiğin zaman kopamamanı, safca erkekliklerini sevdim.
Ben senin beni kadın gibi hissettirmeni sevdim.
Hayatın rengi olmanı, gittikten sonra hayata acılı anlam katmanı, seni düşünüp hayata devam etmenin, her şeyin yavaş yavaş geçtiğini kanıtlamanı sevdim.
Kendimi bıraksam bunlara benzer yüzlerce şeyi yazabilmemi hediye ettiğin için yasamayı sevdim.
Herkes gidebilirken inatla yanımda kalmanı, hayatım huzura girince sessizce uzaktan izlemeni, zerre kötülük aklından geçmemesini sevdim

Ben senin neyini değil seni sevdim... :)

KeNDiMLe GöRüŞMeM (iNTeRVieW WiTH The Me)

Her şeyi yoluna koyduğunuz bir anda illaki bir pürüz çıkar ve sil baştan başlamanız gerekir BAZEN. Bu benim başıma nedense sürekli geliyor. Çok mutluyum, sevgilimle hayatımın en güzel günlerini geçiriyorum birden karşıma biri çıkıyor ve tüm o duygu yoğunluğuna çomak sokuyor. İşlerim yolunda gidiyor, sevdiğim insanlarlayım, bir araba almaya karar veriyorum pat işten atılıyorum. Ya da karlı bir işe atılım yapıyorum pat sevgilim terk ediyor. Veya ailemle aramı düzeltiyorum abim komalık oluyor. Şehir değiştirmeye karar veriyorum, her şeyi arkamda bırakmaya hazırlamışım kendimi ama yooook o da nesi öyle biri çıkıyor ki karşıma nutkum tutuluyor. Bunlar sadece benim başıma mı geliyor diye sorgularken kendimi bazen öyle lanet bir şeyler oluyor ki "Tanrım neden ben, neden, neden?" diye haykırmak zorunda kalıyorum. Nefesim kesiliyor.

Bu arada gerçekten neden ben?

Her neyse, bazen kendimle bile kavga edip işleri çığırından çıkarabiliyorum. Yeteneklerim saymakla bitmez. Ebedi huzurun imkansız olduğunu biliyorum ama en  azından kısa bir süre de olsa hayatımda bir dinginlik istiyorum. Birkaç ay işten eve geldiğimde ceketimi koltuğun üzerine atıp gazeteyi okumak, haberleri seyretmek, ardından bir film izlemek ve arkadaşlarımla telefonda konuşarak günü bitirmek istiyorum. Ama yok, ne zaman gün böyle başlasa ya telefonda konuştuğum arkadaşım başına bir şey gelir ve gece hastanede biter ya ben gecenin sonunda elimde bir kadeh içkiyle eve sarhoş dönerim ya da kaçırdığım bir randevu yüzünden kendimi dil dökerken bulurum. 

İşte bu nedenle kendimle yüzleşmeye karar verdiğim bir dönemdeyken kör olasıca talihim beni yine şaşırtmıyor ve düşünmeye bile vakit bulamayacak ortamlarda sıkışıyorum. Her şey dört koldan saldırıyor üzerime. Sağol felek ama unutma intikam soğuk yenir. 

Bu adil değil. Hiç değil. 

Cumartesi, Haziran 18, 2011

CHeeRS


Bazı anlar dostlarla geçer. 
Bazı anlar dostlarla özel anlarınızda  kadeh kaldırken geçer. 
Ama çoğunluğu dostlarla sarhoş geçtiğinde bir "Cheers" bulmuşsun demektir. 
Kapıdan girdiğinde her masada en az 2-3 kişiyi tanıyorsun demektir. 

Herkesin yüzüne aşina olduğu bir yere girmek ne güzeldir, evindeymişçesine. 
İçeri girdiğinde insanların yüzünde sıcak bir gülümseme görmek huzur verir. 
Aynı dertleri tasaları taşıyan insanlarla birlikte olmak rahatlatır insanı.
Adını bilenlerin olduğu yerlere gitmek isteyebilirsin bazen.
Herkesi tanıdığın yerlere gitmek isteyebilirsin.
Herkesin adını bildiği yerlere gitmek isteyebilirsin.

Bugün kendi yolunu çizebilirsin her şeyini yanına alıp gidebilirsin.
Bir mola verip iç sesine sus diyebilirsin.
Derin bir nefes alıp kısa bir ara verebilirsin.
Küçük bir kaçamak yapmak istersen nereye gideceğini biliyorsun.
Dünya üzerinde böyle bir yer olduğunu bilmek güzelmiş. 

Yaşasın dostlar, dost mekanlar.
Yaşasın martiniye atılan ekstra zeytinlerin olduğu barların ve barmenlerin kardeşliği.
Yaşasın kibirsiz, egosuz insanlar.
Yaşasın adının söylendiği yerler.
Yaşasın arka arkaya 10 kere çalınan şarkılar. 

BiR GaRiP HuZZZZuR aLMaYa GeLDiM BuRaLaRDaN

2011 seçimleri için ne yaptın soruna verilecek harikulade bir cevabım var. Vatandaşlık görevimi yaptım ve nedenin anlayamadığım şekilde oy pusulamın 10 yıldır yaşaMAdığım şehir olan Denizli'ye* gönderilmesinin üzerine oy vermeye buraya geldim. Yaklaşık 10 gündür de buradayım. 

Seçimler için ailemin yanına gelmekle ne büyük akıllılık/ahmaklık etmişim anlatamam. Tam da kafamın en karışık olduğu dönemde. Kendimi öyle garip, daraltıcı ve anlamlı bir huzurun içinde buldum ki, kelimeler kifayetsiz* kalır. Zira tekrar buraya taşınmayı düşünüyorum. 

Sanırım 28 yaşında ailemin yanına dönmek verilebilecek en kötü kararlardan birisi ama ben tüm bu saçmalıkları yazarken annemin içeride bana pizza yapıyor olması kararımı büyük ölçüde etkiliyor. 28 yaşında ailesinin yanına dönen bir obez olmak yüreğime sus serpiyor. Belki ara ara nefesim kesiliyor olabilir ama içimde taşıdığım ve gün be gün büyüyen korkudan daha kötü değil. 

Ben bu kararı alırken bütün arkadaşlarımın Ankara'da kalmam konusundaki ısrarcı tavırları sarsıcı olsa da aldığım karardan dönmemeli ve sonsuza kadar ailesiyle yaşamak zorunda olan KALIKlardan* biri olmalıyım. Çünkü hayattaki tek amacım bu... Değil aslında, yersen diye söylüyorum. 

Aslında durum şundan ibaret; ailemi özledim. Bensiz büyüyorlar.* Hayatımdaki her son güne bensiz başlıyorlar. Bu biraz çaresizce bir bakış açısı ama bir gün hepimizin öleceği ve benim onlardan 10 yıldır kopuk olduğum bir gerçek. Evimin kokusu da çikolata gibi olduğu için kapıdan girer girmez mutluluk hormonlarını fışkırtmak çok da zor olmuyor. Bir de en kapı gibi gerçek var ki o da işsizim. Sanırım bu yıl biraz kilo alacağım.*


*DENİZLİ: doğduğum ve benim hiç aileminse 10 yıldır yaşadığı şehir.
*KİFAYETSİZ: yetersiz: “Bilmezdim şarkıların bu kadar güzel / Kelimelerinse kifayetsiz olduğunu / Bu derde düşmeden önce” -O. V. Kanık.
*KALIK: 1-evde kalmış, içi geçmiş, mutsuz aile ferdi. 2-evinde 80 kediyle yaşayan zavallı kadın modeli. 3-çöp ev sahibi bahtsız ve kimsesiz kişi. 
*BÜYÜYORLAR: yazar burada büyüyorlar derken yaşlanıyorlar demek istemiş. 
*son dipnot: dipnot yazma işini sevdim. 

Perşembe, Haziran 02, 2011

ÖLMeDeN öNCe YaPıLaCaKLaR LiSTeSi


1- Sarah Brightman'ı canlı izle


2- Adını bile bilmediğin bir adamla ...


3- Hindistan'a git


4- Bir kadını tutkuyla öp


5- Mark Zuckerber'le tanış

6- Bir kaç dil daha öğren ama bu kez yaşayarak.





devam edecek...