Salı, Mart 27, 2012

Seninki gerçekse benimki ne?

Kimileri balık seviyor, kimileri brokoli hastası, kimileri makyajsız sokağa adım atmaz kimileri maskarayı soytarı sanıyor, kimileri çok gülüyor kimileri bunu şuh buluyor. Hayat hepimize ayrı güzellikler ve çirkinlikler sunmuş. Aynı insanlar olmamız doğamıza aykırı. Birileri aykırıyken tabi ki birileri sakin mizaçlı olacak. 
Farklı düşünceleri dinlemeden anlamadan muhalif olmak yerine neden birbirimizi olduğu gibi kabul edemiyoruz? Herkesin kendine has güzellikleri var. Bunları su yüzüne çıkarmak, anlamadığımız yönlerini anlamaya çalışmaktan ve karşı koymaktan daha kolay. Ama en kolayı eleştirmek değil mi!
Hayatın karşısında bir takım mantık hataları yaptım ve yapmaya devam ediyorum. Bu basketboldaki steps kuralına benziyor. İnsan en basit bir oyunda bile hata yapabiliyorken ben de bu karmaşık ve sefil yaşantımda illa ki yanlışlar yapacağım. Bazen insanlara hatalarını kabul etme ve bunları kendi omuzlarında taşıma şansını tanımıyorsunuz ya o biraz acı veriyor. Etrafımdaki her şey değişirken bunlara kayıtsız kalamayacağım, ben de değişip gelişeceğim. Bu 7 milyar insandaki değişimden, şartlar babında, farklılıklar gösterecek elbette. Elindeki 2 seçenekten biri kabullenmek diğeri başkalaştırmak. Sen gidip başkalaştıracaksın beni. Bana uzaylı muamelesi yapacaksın. Ben de susup içime atacağım her şeyi. Öyle mi olacak sanıyorsun? Bundan önce hep öyle mi oldu? Hep böyle mi gidecek sanıyorsun?
En başından bir kez daha alayım istersen. Senin gerçeklerin ve inandıklarının karşısında benim gerçeklerim ve inandıklarım. Hangileri daha gerçek bunu ölçmenin, tartmanın, ispat etmenin bir yolu var mı? Yok. O halde kendini bu kadar mutsuz etmenin anlamı ne?

Çarşamba, Mart 14, 2012

Kıl gibi köprü gerersin geç deyü

Ey tanrı,
Ben kendi hakkımdan geldim. Hem de çok kısa sürede üzdüm, hırpaladım kendimi. Yaradılışım kusursuz değil ama sen bunu benden daha iyi biliyorsun. Günah köprüsü var ya onu ben inşa ettim. O kitaplarda yazılan cinsten günahların hepsini işledim, içki de içtim.  Bir gün kapına geleceğim ve bana "sen neler yapmışsın ufaklık şurada biraz yan bakalım" mı diyeceksin? Koskoca kozmoz içinde miniciğim, bana mı taktın? Sorguluyorum. Alın yazısı, kader, bunları bana sen vermişsin. Bu sorgulayan aklı da ben kendi evimden getirmedim. Ben senin kapına geleceğim sen de bana YAN mı diyeceksin? Ben kendi hakkımdan geldim ey tanrı, sen de buna seyirci kaldın. Bir de ayağına kadar gelmişken pişmanlıklarla dolu şu sefil hayattan sonra beni cayır cayır yakacak mısın şimdi?  

Ben gözümü bu dünyada açtım. Bu dünyada... Çocukken bilmiyordum yeni öğrendim. Yarattığın yoksulluk, açlık, can verdiğin katiller, tecavüzcülerle dolu bu dünyaya beni seni gönderdin. Yakıştı mı sana? 

"Kıl gibi köprü gerersin geç diyü
Gel seni sen tuzağumdan seç diyü
Kıl gibi köpriden adem mi geçer
Ya düşer ya tayanur yahut uçar
Kulların köpri yaparlar hayr içün
Hayrı budur kim geçerler seyr içün
Ta gerek bünyadı muhkem ola ol
Ol geçenler ayıda uş toğrı yol"


Kıldan ince köprü yapar da dersin ki: Ey kullarım gelin geçin. Oysa kıl gibi köprüden insan geçemez. Uçması, ya da düşmesi gerekir. Sonra köprü başkalarının kötülüğü için değil, iyiliği için yapılır. Senin köprün iyi bir köprü olmasa gerek. 
(Yunus Emre)




Cuma, Mart 09, 2012

Düşselin Kadınları

Dostlarım.
Eskiden kadınlardan çok erkeklerle arkadaşlık etmeyi tercih ederdim, onlar daha güvenilir diye düşünürdüm. Nitekim etrafımda kadınlardan çok erkek olurdu. Bunu erkek cemaatinde de bir güç göstergesi sayardım. "Hepsi kankam ve hepsi beni seviyor işte" diye böbürlenirdim. 30uma merdiven dayadığım şu günlerde bunun altında yatan gerçek sebepleri düşündüm. Ve hakikate ermem güç olmadı. 

O yaşlarda insan kendini daha biricik zannediyor. Dünya daha kolay ve en büyük sorununuz, saçınızın rengini tutturamadığı için bir daha gitmemeye karar verdiğiniz kuaförünüz oluyor. Büyüdükçe hayatın gerçekleri de yalanları da büyüyor. Hatalar büyüyor, acılar daha ciddi hasar veriyor, biraz daha büyük yıkımlar yaşıyor insan. Bir yandan da gün be gün daha bir çekilmez oluyor hayat. 
Beylik laflar etmemeye, büyük konuşmamaya dikkat ediyorum bu aralar. Ve dostlarımı hayatımın merkezine daha yakın bir yerde tutuyorum. Üç boyutlu bir dünya bizimki, hayatıma zorunlu giriş çıkışlar yapan pek çok insan oluyor. Mecburen iletişim kurduklarımız ve aslında birlikte olmak istediklerimiz... Bizim seçtiklerimiz ve bizi seçenler. Ve nihayetinde bize kalanlar... 

Şimdi hangisi daha önemli derseniz tabi ki kadınlarım derim size. "Beyza'nın Kadınları" diye bir film vardı hani. Bir de "Benim Kadınlarım" var. Geçen zaman içinde şunu anladım ki kadınları anlayabilecek bir erkek henüz tasarlanmadı :) Şaka bir yana her gün varlığına şükrettiğim çok değerli dostlarım var. Doğanın bir armağanı gibi dost. Olmadığında eksikliğini duymuyorsun ama bulunca daha önceki yüzeysel arkadaşlıklarından ne kadar farklı olduğunu biliyorsun. 
Hele iki tanesi var ki, bu yıl birlikte tatile gittik. Tatilin* ilk günü kavga ettik. Klasik kız tatili işte diyip geçmeyin. Çünkü ertesi sabah uyandığımızda kurduğumuz cümleler de dostluğumuz da aynıydı. İnsanın yüzüne en kötü huylarını haykırıp sonra da "ama sen böylesin" diyerek tüm sevimliliğiyle boynunuza sarılacak kaç tane arkadaşınız var. Benim kadınlarım böyle işte. Benim ESİBİKİM. Benim AYÇİBİKİM. 
Tanıdığım en akıllı, en ahlaklı, en dürüst ve en kibirsiz insanlar olduğunuz için değil bunların yanında iyi birer dost olduğunuz için seviyorum sizi. 
Bu arada bugün dünya kadınlar günü. Kutlu olsun. Bir daha dünyaya gelirseniz yine bana yakın olun olur mu?

*Bu arada tatilin geri kalanı muhteşemdi öyle ki garip bir şekilde 3 gün daha uzattık, şu anda açıklayamayacağım ama o son 3 gün unutulmazdı. ingiliz okurlarım için geliyor: best holiday ever:)

Pazar, Mart 04, 2012

Yatağın Altına Baktım

Üçüncü hayatımdaki yüz üçüncü yanlış.
Gördüğüm onca kabusun ardından ne olduğunu pek anlayamadım.
Hatırladığım kadarını anlatmaya çalışayım.
Turuncu bir sarnıçta kuşlar ötüyor ve ay duvardan sızıyordu. Bir kadeh ortasından çatladı.
Allahtan içi boştu ve kimseye bir şey olmadı.
Yoldan geçen küçük kızın kalbinin kırılması dışında yani.
İki yandan örülü saçlarını tek bir makas darbesiyle kesti, yere atıp öylece gidiverdi.
Ve şöyle fısıldıyordu giderken;
"Je regarda sous le lit."




Bir keresinde de bir adam olduğumu gördüm. Çok varlıklı ve herkesin öldürmek istediği bir adamdım.
Uyandım ama yataktan kalkmakta güçlük çekiyordum. Başımı sağa çeviremiyordum.
Komşum olduğunu bildiğim bir kadın girdi odama. Alelade bir kadın.
"Sana ne oldu?" diye sordu. Anlamadığımı görünce aynayı gösterdi.
Baktım.
Biri şah damarıma bir kazık çakmıştı ve gözlerim yoktu.
Buna rağmen görüyordum.

Beklerim, Dilerim, Bulurum

İçiyorsam hepsi dertten değil
Bazen unutmak bazen de unutmamak için.
Sevdiği kadına şiir yazar şair,
Bense sevdiğim adama içiyorum. 


Açılmaz kapılarını açmam mı gerek?
Açarım.
Sonsuz bir zaman beklemem mi gerek?
Beklerim.
Umutsuzluğun en karanlık kuyusunda yıllarca,
yılmadan yorulmadan tanrıdan seni dilemem mi gerek?
Dilerim.
Tin ne kadar inceymiş
ve tenin...
Saatlerce özlediğim ve günlerce istediğim.
Işık olmadan sana giden yolu bulmam mı gerek?
Bulurum.



Her kendimden kaçışta sana varacaksam
ah aşk yapış yakama, 
sin üstüme sinsice 
Öyle bir duygusun ki tutku ve panik, bekleyiş ve umut,
kopuş ve şefkat, korku ve utangaçlık, merak ve kıskançlık,
ve yok edilemez bir arzu...


Sana değer.
Bitmesin aştan içmeler. 
Sana değer.
Yıldızlar sönünce teker teker.
Sana değer elim, sana değer gözüm.

Bu yer, bu gök ve bu yokluğun kokan gün,
Bu utanmadan yüzüme gülen sürgün,
Adını koyamadığım acıların yatağı  hüzün
Hepsi öğüdünü dinlediğim büyüğüm.