Perşembe, Aralık 22, 2011

SeNi SeVDiM


seni sevdim, seni birdenbire değil usul usul sevdim
"uyandım bir sabah" gibi değil, öyle değil
nasıl yürür özsu dal uçlarına
ve günışığı sislerden düşsel ovalara

susuzdu, suya değdi dudaklarım seni sevdim
mevsim kirazlardan eriklerden geçti yaza döndü
yitik ceren arayı arayı anasını buldu
adın ölmezlendi bir ağız da benden geçerek
soludum, üfledim,yaprak pırpırlandı ağustos dindi
seni sevdim, sevgilerim senden geçerek bütünlendi

...tanrı parsellenip kapatılmadan önce
seni sevdim. artık tek mümkünüm sensin

Pazartesi, Aralık 19, 2011

EVLiLiKTeN SaĞ ÇıKMaK

Sanırım abim boşanıyor. Kaç yaşında olursa olsun aklı başında olmayan insanlar vardır ya. Benim abim de onlardan işte. Ama küçüklükten beri bize etle tırnak olmayı öğrettiler. İşte o sebepten kızamıyorum kendisine. Ve canı gönülden destekliyorum boşanmasını. Üzücü olan kısmı 4 aylık bir çocuğu var. Üstelik çok güzel bir çocuk. Bakınız fotoğrafta da belli olduğu üzre saçları maviydi. Çok dikkat çekiyor diye uçlarından aldırdık biraz. Yeşile döner gibi oldu biz de kızıla boyattık. Velhasıl kelam işte böyle tatlı bir çocuk. 

Ayrılık haberi bizi çok şaşırtmadı. Zaten çok sağlam bir temeli olmayan bir yıllık evlilikleri hamilelik süreci, çocuğun doğum telaşı, maması, halası, amcası derken müsait bir yerde bitiverdi. Abim geçinmesi zor biri olarak kendinden beklenen en iyi performansı sergiledi fakat ailemizin biricik medar-ı iftiharı gelin kızımız da gerek çatlak sesli bağırışları gerek huzursuz kişiliği gerekse aile büyüklerine olan saygısız tavırlarıyla bizleri hayal kırıklığına uğratmadı. Evlilik çok zor ve bir o kadar da önemli bir kurumdur. Bunu evcilik oyunuyla karıştıran sevgili yakınlarımı esefle kınamayı vatani bir borç bilir gerekirse de bunun için askere bile giderim.  

O değil de daha kendi dertlerimin birinci perdesindeyken bana bunu yapmayacaklardı. Kendi başıma yalnız ve huzursuz gecelerim vardı. Kimsesiz ve sessiz ağlıyordum odamda. Şimdi el mahkum acımızı paylaşıyoruz abi kardeş. Rüyalara pek inanmam ama çocukluğumda bir kaç defa olmuştu yine. Bir gün sonrasına dair bir takım şeyler görmüş ve fakat bunları yorumlayamadığım için üzülmüştüm. Dün gece gördüğüm kabusta abim işaret parmağıyla dudaklarıma olanca kuvvetiyle bastırarak sus diyordu bana. Öyle ki yere düştüm ama abim o parmağı yine de çekmedi yüzümden. Sonra bunun bir kabus olduğunu fark ederek çığlık ciyak uyandım. Bugün de telefonla beni arayarak boşanma kararını açıkladı. Annem ve babam da işin asını öğrenmek adına abimin karısını aradılar. Ama kız öyle bir vaka ki telefon açılır açılmaz inanılmaz bir kükreme, bir bağırış, bir edepsizlik, kendini bilmezlik baş gösterdi ki bu kadarını ben bile beklemiyordum. Öteki odadan aldım sesini. O derece. 

Neyse bunlar biraz da özel şeyler. Ailevi  ve mahrem şeyler. Fakat kızgınlığımı ifade etmek için bahsetmeden geçemedim. Durum böyle olunca 3 ailenin her bir bireyinin ayrı ayrı tepkileri, şaşkınlık ve üzüntüleri sıçradı halının üstüne. Ve bu defa lekesi de çıkmayacağa benziyor. Abim ve karısı, kendi ailesi, kayın akrabalık bağıyla bağlandıkları aileleri, onların kardeşleri,  kendi kardeşleri ve tabii ki arkadaşları tarafından sorgulanıp yargılanacak ve evlilik mecrasından dışlanacaklar. Kendi iç dünyalarında ne yaşarlar bilemiyorum ama belli bir süre mazlumu oynayıp ele güne karşı da dik durmaya çalışacaklar. Arada kalan çocuk için mücadeleler verip belki galip gelecek olsalar dahi o savaşın içinde yine de yenik düşecekler. Yıllar sürecek bir mecburi beraberliğe kilit vuracak çocukları.  Yine herkes her şeyi açık açık söylemek isteyip bir solukla yutacak. İşin özü bu evlilikten kimse sağ çıkmayacak. 

Pazar, Aralık 18, 2011

ALDaTMaK

Bugün konu "aldatmak". Kaynak olarak da arkadaşlarımdan besleniyorum. Bana o kadar çok malzeme veriyorlar ki konuşmadan duramıyorum. Canım arkadaşlarım iyi ki varsınız sayenizde kendi kendime seferberlik ilan edip duruyorum

Aldatmak geleneksel bir Türk sporudur benim güzel ülkemde. İnternette dolaşan haberlere göre bu ülkede aldatan kadın sayısı daha fazlaymış. Aslında aldatan kadın ya da erkek bu işi karşı cinsle kollektif bir eylem karşılığında yaptığı için bunun istatistiği tutulmamalı ama konu o da değil. Aldatmanın sınırı nedir? Mesela ben hayatımda biri varken yanımdan geçen karayağız delikanlıyı göz ucuyla süzdüm diye aldatmış sayılır mıyım? Bu  örnek biraz yüzeysel kaldı. Bence de sayılmaz:) Fakat diyelim ki bir tatile gittim ve tanıştığım bir adamla öpüştüm. Sonra geri dönüp sevgilime bunu itiraf ettim o da bana kendisinin de bir kadınla birlikte olduğunu söyledi. Sanırım bu durumda eşitlik sağlanmış oluyor. Yapılan fiiller birbirini tutmasa da benim gözümde ikisi de aynı derece kabahatli davranışlar. 

Böyle bir durumda karşılıklı suçlarımızı itiraf edip birbirimizi affetmemiz mümkün değil. Bu hayali bir varsayım olur. Olacağı söyleyeyim; böyle bir durumla karşılaşan Türk erkeğinin %90'ı karşısındaki kadının kaşını gözünü patlatır. Hadi bu kadarı mübalağa oldu diyelim, sen bunu bana nasıl yaparsından başlayıp zaten seni hiç sevmemiştim kullandıma kadar gider. Aynı davranışın bir tık ötesine geçen erkekçiklerimiz kabahati yokmuş, aynı rengin laciverti değilmişçesine, haklı çıkarlar. Bir de bunu önüne gelene anlatıp etrafınızdaki adamların size karşı edepsiz tavırlar sergileyerek aşağılamasına da yol açarlar. 

Kadın olmanın zorluğu aldatmanın eşitsizliği üzerinde bir kere daha ispatlanmış oldu böylelikle. 

Aklıma takılan bir başka konu da aldatıldığı için ayrılan kadın var da aynı sebepten ayrılan adam duymadım hiç. Bunu nedeni o kadının o evden sağ çıkamaması da olabilir erkeğin gururuna yedirip bunu kimselere duyurmaması da olabilir. İkinci durumda erkeğin aldatması meşrulaştırılıyor gibi geliyor. Hani bir laf vardır ya "erkek adam aldatır" bu olayı sindirmişiz galiba. 
Zaten bizde "erkek adam" diye bir tabir var. ERKEK ADAM. Başka ne söylenebilir ki bu lafın üstüne... 

Perşembe, Aralık 15, 2011

KaDıN oLMaK

Kendime birkaç yeni arkadaş edindim. Arada sırada sohbet ediyoruz, gülüyoruz, dertleşiyoruz, bazen tartışıp çoğunlukla dedikodu yapıyoruz. Öyle başkalarını çekiştirmek anlamında değil tabi. Anlamsız geyikler ve bol kahkahadan bahsediyorum. Geçen cuma da bu arkadaşlarla çıkışta birer kahve içelim dedik. Her zamanki gibi laf lafı açtı, konuştuk, gülüştük. İçlerinden genç bir arkadaşım çıkıp "Ben evlenmek istediğim kadının bana özel olmasını yani BAKİRE olmasını isterim"  dedi. Çok da küçük değil 1988 doğumlu. Fakat kurduğu bu cümleyle hayata bakışım birden karamsarlaştı. Ben bakire olduğumdan ya da olmadığımdan değil tabi ki. Bu sıkıntımın sebebi hayatın bakire olmaması. Bir kadının bana özel olması... Ne demektir bu. Bu bakış açısıyla yaklaşarak empati kurmak istiyorum. 

Evlenmek istediğim adamın bana özel olmasını, bakir olmasını istemek... Birincisi bir kadın olarak böyle bir sorunun cevabından emin olmanın bir yolu var mı? İkincisi de bir erkeğe bunu sormaya hakkım var mı? Erkek bunu kadına sorup olumsuz cevap aldığında kadının değersizliği ortaya çıkarken erkeğe sorulup olumsuz cevap alındığında herhangi bir değer biçme durumunun söz konusu olmadığı bir toplumda yaşadığım gerçeği tokat gibi suratıma çarpıyor. Erkek arkadaşı bakir olmadığı için ayrılan kaç kadın var allah aşkına?

Kadının bir erkeğe özel olmasının yolu bakire olmak mıdır? Sen o an yaşadığın duyguyu, senden öncesini yargılayarak bu denli basite indirgeme hakkını kendinde bulabiliyorsun da peki güzel arkadaşım ben senin tek bakışınla hemcinslerime tecavüz etmeni niye yargılayamıyorum. Asıl sorum şu; sen niye kendine bu soruyu sormuyorsun? Başka insanlara özel başka başka kadınları niye kirletiyorsun. Benden 5 yaş küçüksün ama çocuk değilsin arkadaşım. İyiyi kötüyü ayırabiliyorsun ama ruhun or*spu. Şu üç günlük hayatta bir bedene bu denli anlamlar yüklüyorsun, peki sana özel o kadına aynı hassasiyetle yaklaşıyor musun? Ona kadın olduğu için gereken özeni gösteriyor musun? 

Hangi kafada yaşıyorsunuz çok merak ediyorum. Sen karşındakinin bakışlarından dokunuşlarından sana özel olup olmadığını anlamıyorsan tabi bekaret beklersin. Yüreğini açamıyorsan ve aynı samimiyeti gösteremiyorsan haklısın. Ama yazık benden sonraki kuşak daha ileri görüşlü daha anlayışlı olacak diye umut ederken gittikçe yozlaştığımızı görüyorum.  Bu muhafazakarlık değil. Her türlü boku yiyip kız arkadaşım bana özel olsun diyerek işin içinden sıyrılmak ancak düşüklüktür, ucuzluktur, bağnazlıktır, gericiliktir, yobazlıktır. Bu bakış açısıyla onca kadınla yaşadıkların seni özel yapabilir mi bu saatten sonra? Artık alelade, değersiz, kullanılmış, kirletilmişsin demek ki sen de. 

Ben de bana özel bir erkek arıyorum, ruhu bakir olan, kaldıysa eğer bu kadar or*spunun içinde.  


Salı, Aralık 13, 2011

ÖĞReNiYoRuM


İlginç bilgiler yayınlar ya siteler, birkaç gündür kafayı taktım, hiç bir işe yaramayacak gereksiz bilgiler topluyorum. Kafa boşaltmak için ideal. Gereksiz kişilerle oturmak zorunda kalıp konu açmanın kaçınılmaz  olduğu o ölüm sessizliği anları için ise muhteşem birikim. 

Ne olur ne olmaz belki de karşıma bir gün bir kaplan çıkar da şu bilgiyi kullanarak hayatta kalırım; 
-Kedilerin aksine kaplanlar yüzmeyi severler. 
Belki bir safari maceramda karşıma kaplan çıkacak da ben nasıl olsa yüzemez diye suya atlayacağım. Ama kaplan yüzmeyi sevdiği için arkamdan hooop atlayıp bir lokmada beni afiyetle mideye indirecek. Bilmekte yarar var. 

-Amerika'nın resmi dili yok. 
Kültürsüz herifler. Belliydi zaten. 

-Filler farelerden korkarlar. 
Bu bilgiyi 2-3 sene önce bir çocuk kitabından öğrendim. Bildiğiniz gibi filler hortumlu hayvanlardır. Fareler de küçük karanlık deliklerde yaşayan canlılar. Filler, farelerin hortumlarına girmesinden korkuyorlarmış. O kadar gürültü patırtı bundan yani. 

Bir de acayip kilo aldım son bir kaç ayda. Şöyle bir yazı okudum;
-Uyurken, televizyon izlerken yaktığınızdan fazla kalori yakarsınız. 
Ooooo, uuuuu, whooooooaaaaa. Bunu okuyunca normalden fazla uyumaya başladım. Kilolarıma kilo kattım. Hareket ederken de uykudakinden daha fazla kalori harcadığımı ve uzun zamandır hiç hareket etmediğimi hesaba katmadım tabi. Fillere olan ilgim buradan geliyor. 

Resmini koydum diye değil ama nedense kurbağalara karşı bir sempatim var. Canım cicim kurbağalar. 
-2.600 değişik cins kurbağa vardır. 
Bu bilgi ne işime yarar diye düşünüyorum. Şaşırıp kelebekler gibi kurbağaların da koleksiyonunu yapacak olursak oldukça fazla sayfaya ihtiyacım var demektir. Bunun için hazırlıklı olayım bari. 

Pazar, Aralık 04, 2011

KaRTaL



"Kartal, kuş türleri içinde en uzun yaşayanıdır. 70 yıla kadar yaşayan kartallar vardır. Ancak bu yaşa ulaşmak için, 40 yaşındayken çok ciddi ve zor bir karar vermek zorundadır. Kartalın yaşı 40'a vardığında pençeleri sertleşir, esnekliğini yitirir ve bu nedenle de beslenmesini sağladığı avlarını kavrayıp tutamaz duruma gelir. Gagası uzar ve göğsüne doğru kıvrılır. Kanatları yaşlanır ve ağırlaşır. Tüyleri kartlaşır ve kalınlaşır. Artık kartalın uçması iyice zorlaşmıştır. Dolayısıyla kartal burada iki seçimden birini yapmak zorundadır:
- Ya ölüm,
- Ya da yeniden doğuşun acılı ve zorlu süreci.
Bu yeniden doğuş süreci 150 gün kadar sürecektir. Bu yönde karar verirse kartal bir dağın tepesine uçar ve orada bir kaya duvarda, artık uçmasına gerek olmayan bir yerde, yuvasında kalır. Bu uygun yeri bulduktan sonra kartal gagasını sert bir şekilde kayaya vurmaya başlar. En sonunda kartalın gagası yerinden sökülür ve düşer. Kartal bir süre yeni gagasının çıkmasını bekler. Gagası çıktıktan sonra bu yeni gaga ile pençelerini yerinden söker çıkarır. Yeni pençeleri çıkınca kartal bu kez eski kartlaşmış tüylerini yolmaya başlar. 5 ay sonra kartal, kendisine 20 yıl veya daha uzun süreli bir yaşam bağışlayan meşhur yeniden doğuş uçuşunu yapmaya hazır duruma gelir. Kendi yaşamımızda sık sık bir yeniden doğuş süreci yaşamak zorunda kalırız. Zafer uçuşunu sürdürmek için, bize acı veren eski alışkanlıklarımızdan, geleneklerimizden ve anılarımızdan kurtulmak zorundayız. Ancak geçmişin gereksiz safrasından kurtulduğumuzda, deneyimlerimizin yeniden doğuşumuzun getireceği olağanüstü sonuçlarından tam olarak yararlanabiliriz..."

Cuma, Aralık 02, 2011

GiYoTiNiN uCuNDaKi



                                             
anlıyorum olmayacak
biliyorum bitiyor
yavaş yavaş tükeniyor 
tükeniyoruz 


kafamı yastığa koyana dek
ve sabahları uyandığımda 
gözümün önüne geliyor gitmiyorsun
nedensiz başladı nedensiz bitiyor
bitiyoruz 


görüyorsun ya olmuyor 
olduramıyoruz bir türlü
olmuyor olmuyor


eğer izin verirsen yaşadıklarımı 
yanımda götürmek istiyorum
bunlar
hiç unutulmayacak anılar kütüphanesi
silinmeyecek 


tıpkı başladığı gibi 
ani bir ölüm oldu bizimkisi
kıvranmadan hiç
giyotinin ucundaki ilişkimiz
bir kaç dakikada bitti