Perşembe, Ocak 26, 2012

ÖleCeĞiN GüN DüNDe KaLMıŞ

21. yüzyılın ilk çeyreğinde kendime "gençsin olur böyle şeyler" diyemiyorum. Kendimi ana kuzusu gibi hissetsem de bir miktar yaşlandığımı kabul etmem gerekiyor. Büyüyemiyorum ama küçük de değilim. Yolunda gitmeyen şeyleri yoluna koymaya çalışmak yorucu ve anlamsız bir hal aldı. Bu hayatın bir tarafında adaletsizlikler var. O şimdilik bir köşede dursun da biz asıl konuya gelelim. O da şöyle ki; açık olmak ya da kimsesiz olmak arasında kalmanın derin ve dolambaçlı yolları arasında gidip geliyorum. Ders alamıyorum önceki hata ve kimilerine göre "suçlarımdan". Her birey kendine göre bir ahlak anlayışı geliştirse bu bile işimi görür oysa ki tembel toplumların günahını çekiyorum ve öğretilmiş ve evde temize çekilmiş durumlarla algılanıyorum. Hadi algılanmak demeyelim de görülmek diyelim yine de pek nahoş ve uygunsuz bir durum bu. Çünkü sahip olmadığın parayla satın alamadığın bir araba gibi emanet duruyor insanların üzerinde bu yozlaşmış görüşler. Ruhlar çatışması yaşamak, algıları ölçmek, kavramları yarıştırmak isterken sığ ve karaborsa öğretileriyle boğuşuyorum. Ve hala 21. yüzyılın ilk çeyreğindeyiz. Demin de söylediğim gibi yaşım depara kalktı, 3-5 yıl sonra çocuk sahibi olmam zorlaşacak, cildim kırışacak ve genç kızların "abla" sınıfındaki kişilere döneceğim. Buna rağmen kişilerin, durumların veya  olayların bir değişiklik ya da ilerleme kaydedememiş olması sarsıcı benim için. Rüzgarın yön değiştirmesiyle değişebileceğim yıllar çok geride kaldı. Bu bir tek benim için değil tüm yaşıtlarım için geçerli diye umuyordum halbuki böyle bir kıyas mümkün değil. Hazır kolaydır çünkü.Önümüze her gün biri gelip bir kap yemek koysa 10 gün sonra kanıksar 11. gün aynısını bekleriz ve sorgulamadan alışkanlık haline getiririz. Oysa "kendine yetebilmek" adı başlığında 3 günlük makaleler yazabilirim. Bunun düşüncenin bana has bir şey olmadığını ummayı hak ettiğim kanısındayım. Bezdirici insan savaşlarım ve emeklerin tükenmesinin geleneksel kutlamalarını yaptığım şu günlerde kabullenmek mi yalnızlaşmak mı bienalinde ikinci seçenek daha gerçekçi duruyor. "Gerçek ne peki" sorusuyla yerle yeksan olan onurumu, varlığımı bu işten uzak tutmak niyetindeyim. 
Şunu da belirtmek isterim ki "umut etmektir insanı yaşatan" ibaresinden uzaklaştıkça, yaşlılık damarlarına yayılıp kokunu bile esir aldığında öleceğin gün dünde kalmış oluyor. 

Hiç yorum yok: