Bu şehre adımımı atar atmaz tiksiniyorum. Ayaklarım geri geri gidiyor. Topuklarım popoma değe değe kaçmak istiyorum. Sevmiyorum. Bahane bulacak değilim; tamamen işe yaramaz ve lüzumsuz duruyorum burada. Hayallerimi de yanıma alıp göz yaşlarımı burada bırakmak ister gibi değil, her bir parçamı toplayıp en derin mutsuzluğumu da valizime tıkıştırıp kırış kırış oluncaya dek uzaklaşmak istiyorum.
Nereye giderim şimdiden çok kestiremiyorum fakat hiçbir yere ait hissedemiyorum. Sıfırdan başlayıp hayatıma yeni bir yön verir gibi değil, yo hayır öyle değil. Geçmişimi de omzuma alıp göğsümü gere gere olduğum şey gibi, olduğum ben gibi gitmek istiyorum. Kapıları açacak birileri olmasa da kıra kıra yıka yıka geçmek istiyorum.
Alışamadım buraya bir türlü. Alışmayı da denemedim ya neyse. Zaten şu hayatta her şeyi denemeyeceksin. Mesela deniz ürünlerinden nefret ederim. Hiç denemedim ama bir gün gelir de zorunda kalırım diye ahtapot yemeye de kalkmadım. Deli değilim. İnsan kendi doğasını az çok bilir. O korkunç ve aynı derece zavallı yaratığı ağzıma 10 cm'den fazla yaklaştırdığım zaman başıma gelecekleri çok iyi biliyorum. O nedenle ahtapota da bu şehre de alışmayı denemedim hiç. Bulaşmadım o kör kuyuya.
Zaten bir yer, bir durum, bir kişi, seni kendine ya çekiyordur ya da itiyordur. Hiç bir duygu ortada bırakmaz
seni. Çıkarların bazen savaşıverir oracıkta. Yine kazanan ve kaybeden vardır elbette. Sen bir süreliğine çok emin olmazsan da içinde bir sempati ya da antipati besliyorsundur. Adını koymak zaman alabilir, ona diyecek bir şey yok. İşte ben de bu şehre adımımı attığım ilk anda biliyordum. Bu şehirden nefret edecek ve kurtulmak için elimden geleni yapacaktım. Gerçi benim bir şey yapmama gerek kalmadan şehir bana istediğimi verdi ve kısa sürede nefretimi kazandı.
Kaldırım taşlarından tut da binalarına, insanların suratlarındaki o anlamsız mutlu/şaşkın ifadelerine, çocukların samimiyetsizliklerinden köpeklerin/kedilerin sevimsizliğine, parklarındaki anlamsız spor aletlerine, marketlerindeki ucuzluk günlerine, kitapçılarından tut da tek bacağı kırılmış kıraathane taburelerine kadar her şeyinden nefret ediyorum bu şehrin. İçine almıyor beni anlıyor musun, keşfetmiyor, cezbetmiyor beni.
Ne bileyim...
1 yorum:
Bakma böyle mutsuz durduğuma; benim hikayemin sonu mutlu, asıl üzüldüğüm sensin....
Yorum Gönder