Her sabah uyandığımda kafamda binlerce sorunla boğuşuyorum. Yüzlerce sıkıntı kafamı kurcalayıp duruyor. Onlarca insanla kavga ediyorum. Sonuç; herhangi bir sonuç yok henüz...
Hayatın içinde bilmediğim bir mücadelenin ortasında kalmışım. Ruhum aç, saçlarım dökülüyor üstelik. Yaşlanıyorum. Artık pek sağlıklı da sayılmam. Huzur, ah huzur neredesin?
Bu bahar bana ne getirecek diye beklerken götürdüklerinin sağlamasını yapmak baya vaktimi alıyor. Düş kırıklıkları, baharı kışa çevirebiliyor bir anda. Uçsuz bucaksız yemyeşil bir ormanda serin bir ağacın gölgesinde uzanmanın hayalini kuruyorum boğucu ve kasvetli ofis odamda. Pencereden izliyorum etrafı, dal oynamıyor, çocuk sesleri bile yok. Binalar, binalar, binalar...
Poşet çayın tadı damağımda, sigaram, duman, her baharda kilo veremediğim için giymek zorunda kaldığım siyah kot pantolonum ve ben hepimiz buradayız hala. İçimizden biri cesaret edip uzaklaşabilsek belki de bu kadar acı olmayacak.
Pencereden izliyorum dışarıyı. İçimi izliyorum pencereden. Hayat yalnız olduğum anlardan ibaretmiş gibi. İçimde dal oynamıyor, çocuk sesleri bile yok. İçimde betonarme binalar yükseliyor. Gün be gün daha da beton, şeker portakalımı koparıyorlar içimden. Hayır beş yaşında da değilim. içimden gelmeyecek olsa da sevmek yine de seveceğim sevmeyi. Güvenemesem de kendime, güvenemesem de sana, bana, içinde zamir geçen her şeye, seveceğim.
J'a mal au coeur.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder